Çil Farsça ve Kürtçe'de “40” demekmiş; “çile” de, 40 günlük süre anlamına geliyormuş. Aralık ayının 20'sinden başlayarak, Ocak sonuna kadar kışın en sert geçtiği, kar yağışının yoğun, soğuğun ve ayazın çetin olduğu 40 günlük süreye Kürtler “çile” diyorlar.

Hafta sonunda AK Parti Ankara İl Başkanı Sayın Nedim Yamalı bizi aldı, Hakkari'ye, Hakkari'nin “çile”sini görmeye, yaşamaya, Hakkari'nin “çile”sini paylaşmaya götürdü.

Yüksekova'dan Hakkari'ye karayoluyla geçerken, yol arkadaşlarımız Emrullah ve Zafer'le uzun uzun sohbet ettik.

Bize Hakkari'nin dağlarını anlattılar, mevsimlerini anlattılar, insanları, köyleri, yaylaları, Hakkari'nin “çile”sini anlattılar.

Zap Suyu'nun kenarından, derin vadilerden, sarp dağların arasından kıvrılarak giden yol boyunca, Hakkari'nin güzellikleri kadar, yaşanan acıları da bizlerle paylaştılar.

“Şurada yola bomba tuzakladılar”, “Şurada askerimize pusu kurdular”, “şurada araçları durdurdular, iş makinalarını yaktılar” diye anlatırken, “şurada beni kaçırdılar” dedi Emrullah.

AK Parti Hakkari Gençlik Teşkilatı'nın kurucusu Emrullah, teröristler tarafından kaçırılmış, 3 gün 3 gece, elleri kelepçeli, dağlarda yürütülmüş, Kandil'e götürülmüş ve 6 ay boyunca karanlık bir mağarada alıkonulmuş. Davasından vazgeçmesi için, AK Parti'yi bırakıp HDP'ye çalışması için işkenceler yapılmış, ama boyun eğmemiş.

PKK ve HDP, bölgedeki en küçük bir farklılığa dahi tahammül göstermiyor. Kendisi gibi düşünmeyen siyasetçi, yazar, düşünür, sanatçıya her türlü baskıyı yapıyor, vazgeçiremezse de şiddete başvuruyor. Bölge, PKK ve HDP faşizmini iliklerine kadar hissediyor.

F.K.'yi de dağa kaçırmışlar. Daha 13 yaşındaymış. Zorla götürmüşler. Babası dağları yol etmiş, Irak'a geçip orada oğlunu aramış ama nafile. “Babayı en son gördüğümde bankadan kredi çekmeye çalışıyordu, 4-5 bin lira bulabilirse, Irak'a gidecek, oğlunu Kandil'de arayacakmış. Ama kredi çıkmamış” dediler. Çaresiz, HDP'ye gittiğinde, “ne güzel, oğlun şerefli bir yola çıkmış” diyerek, dalga geçerek, acısıyla alay ederek geri göndermişler.

Dağa kaçırılan, 45 gün sonra annesine “öldü” haberi verilen çocukları anlatıyorlar.

Kobani olayları sırasında çok sayıda çocuğu Suriye'ye götürdüklerini; bir kaç hafta içinde çocukların öldüğünü söylüyorlar.

PKK/HDP, Diyarbakır Cezaevi'ni, 90'lı yılları, terörle mücadeledeki devlet hatalarını, beyaz Toros'ları bitip tükenmek bilmez “zulüm” hikayelerine dönüştürürken, kendi yaptığı zulmü, baskıyı, işkenceyi, şiddeti, ailelere yaşattığı acıyı, çocuk istismarlarını, çocuk savaşçıları, tecavüzleri, uyuşturucu ticaretini, insan ticaretini, intiharları, infazları konuşmuyor, konuşulmasına da müsaade etmiyor.

15 Temmuz'un, bütün Türkiye için olduğu kadar, Kürtler için de bir dönüm noktası olduğu Hakkari'de de hissediliyor.

Fetullahçı subayların PKK ile mücadele etmediklerini, yerlerini herkesin bildiği PKK mağaralarına, sığınaklara dokunmadıklarını anlatıyor; 15 Temmuz'dan sonra dokunulmadık yer kalmadığını aktarıyorlar.

Efendisi ABD olan, biri sol görünümlü, biri Müslüman görünümlü 2 kardeş terör örgütünün birbirlerine dokunmaları mümkün mü? Her 2 terör örgütünün de iplerini elinde tutan ABD, kimi zaman ipleri gevşetmiş, kimi zaman çekmiş, ama asla PKK ve FETÖ kardeşlerin çatışmasına, aynı zamanda bunların bitirilmesine izin vermemiş.

Yaşadığımız kalleş terörün altında da, bu ilişkilerin açığa çıkması yatıyor.

Maskede PKK, FETÖ, DAEŞ, DHKP-C yazsa bile, bütün örgütlerin ipi tek elde tutuluyor, bütün örgütler tek bir masadan, tek bir kurguyla idare ediliyor.

Millet, olan biteni görüyor. “Burada hendek kazmak istediler, Hakkari izin vermedi, 2 saatte defolup gittiler” diyor Zafer... “Kepenkleri kapattıramıyorlar, kayyım atandı, protesto edecek kimse bulamadılar. HDP'ye kimse sahip çıkmıyor, PKK'ya Hakkari artık 'edi bese', 'yeter artık' diye itiraz ediyor.”

Hakkari çilesini dolduruyor. Soğuk 40 günün tatlı çilesini çekerken, terörün yaklaşık 40 yıllık acı çilesini de artık dolduruyor. Hakkari'de şimdiden baharın sıcaklığı, baharın umudu hissediliyor. “Çile” günlerinin ardından, Hakkari ve tüm bölge, tüm Türkiye kalıcı bir bahara hazırlanıyor.

Hakkari bize umut verdi. Biz, kışın sonu bahar bilirdik; meğer “çile”nin ardından da bahar gelirmiş. Çilemiz büyük, sabırla o çileyi çekeceğiz, çilemizi dolduracağız, inşallah baharımız çilemizden daha da büyük olacak.

Kaynak: yenişafak.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.